Tayyip Bey ve Abdülnâsır-Murat Bardakçı

KENDİ meşhurlarımızı başka memleketlerin şöhretleri ile mukayese etmeye, "Türk Picasso'su", "Angelina gibi Ayşe" yahut "Bu da bizim Brad Pitt'imiz Hüseyin" gibisinden tuhaflıklara pek bir meraklıyızdır ya...
Şimdi de, Başbakan Tayyip Erdoğan'ı Mısır'ın Cemal Abdülnâsır'ına benzetmeye başladık! Bazı yazarlarımız "Tayyip Bey, Abdülnâsır'ın yarım bıraktığı işi tamamlayacak" diye medhiyeler düzüyor, bazıları da böyle bir benzetmenin Erdoğan'a hakaret olduğunu söylüyorlar.
Abdülnâsır'ın Mısır'a neler getirdiğini yahut neler götürdüğünü bir de benden dinleyin ve Tayyip Bey'in ona benzeyip benzemediğinin kararını siz kendiniz verin.
Peşinen söyleyeyim: Darbe ile elde ettiği iktidarının ilk senelerinde birşeyler yapmaya çalışan yahut yapar gibi görünen Abdülnâsır'ın uyguladığı yayılmacı siyasetin Mısır'a kazandırdıkları, Arap Birliği ruyası ile cilalanmış baskı, kan, gözyaşı ve yabancı işgalden ibarettir.

MISIR'I MISIR YAPTILAR
Tamam, Mısır'a 19. yüzyılın başlarından itibaren hâkim olan ve iktidardan 1952'deki Hür Subaylar Darbesi ile uzaklaştırılan Kavalalı Mehmed Ali Paşa Hanedanı'nın Mısırlı yahut Arap olmakla alâkası yoktu. Bir ihtimal Arnavut, belki de Gümüşhaneli idiler, saraylarında Arapça yerine Türkçe yahut Fransızca konuşulurdu fakat Mısır'ı Mısır yapan da bu aile idi! Kahire, entellektüellik ve modernlik bakımından o zamanların İstanbul'undan çok daha ileriye gitmişti.
Nüfusun fazlalığı ve toprakların adaletsiz dağılması yüzünden fakirlik de vardı ama Mısırlılar 1952 sonrasında yaşanan baskıları daha önce hiç yaşamamışlardı! Krallık zamanında serbestçe konuşabilen muhalefeti susturan, kendine karşı olan yahutolmasından şüphelendiği onbinlerce kişiyi zindanlara dolduran ve İslam dünyasının son dönemdeki birçok düşünce adamı ile büyük âliminin hayatlarını darağaçlarında noktalatan lider, Abdülnâsır'dır.
Kahire'deki Türk Büyükelçisi Fuad Hulûsi Tugay'ı 1954'te "istenmeyen adam" ilân edip Mısır'dan kovan ama bu işi bile nezaketle değil mahallevârîedâ ile yapan, Kahire Havaalanı'nda büyükelçinin bavullarını fotoğrafçıların önünde açtırıp iç çamaşırlarına kadar aratan ve Mısır'ı Türkiye'nin o senelerdeki en büyük düşmanlarından biri hâline getiren büyük diplomat, Abdülnâsır'dır.
Toprak reformu hevesi ile dünya çapındaki uzmanları, hattâ Hitler'in Merkez Bankası Başkanlığı'nı yapmış olan Dr. Hjalmar Schacht'ı bile Kahire'ye davet edip fikir soran ve "Sakın haaa! Köylünün bu işi kendi başına yapması imkânsızdır" cevabını almasına rağmen çiftlikleri bölen ama sulama işinden başlayarak herşeyi berbad eden odur. Hattâ, Mısır'ın dillere destan meşhur pamuğunun tohumunun bile canına okuyup memlekete firavunlardan sonra en büyük kıtlığı ve sıkıntıyı yaşatan lider de, başarılı reformist Abdülnâsır'dır.

BAŞTAN AŞAĞI YENİLGİ
1956'da Süveyş Kanalı'nı haklı olarak millîleştirirken gereksiz sertlikteki dış politikası yüzünden kanal bölgesinin İngilizler ile Fransızlar'ın, koskoca Sina Yarımadası'nın bile tâââ İsmailiye'ye kadar İsrail'in işgaline uğramasına sebep olan, sonra da Ruslar'a gidip "Kurtar beni yoldaş!" diye dil döken askerî dehâ, Abdülnâsır'dır.
Mescid-i Aksa'nın ve Kubbetü's-Sahra'nın bulunduğu Kudüs'teki Harem-i Şerif'te bugün İsrail bayrağının dalgalanmasının tek sorumlusu da, İslam'ın büyük neferi Abdülnâsır'dır. Ortadoğu, onun saldırgan ve hayalci politikaları yüzünden Yemen'den Fas'a kadar senelerce kan ve gözyaşı içerisinde kalmıştır!
Tayyip Erdoğan'ı kariyerini ümit verici bir başlangıçtan sonra zilletle sona erdiren, memleketinin başına sadece dertler açan ve askerî hayatı baştan aşağı yenilgilerle dolu olan böyle bir adama benzetmeye kalkmak, sadece Tayyip Bey'e değil, Türkiye'ye de hakarettir!

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !